Sibel Kekilli'nin o sevişme sahneleri ekrana geliyor

Oyuncu Sibel Kekilli ile 2006 yılında, Yeni Aktüel dergisinde bir söyleşi yapmıştık. 2004'te Fatih Akın'ın yönettiği ve Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünün sahibi olan Duvara Karşı filmindeki rolüyle tanınmıştı ve onu yakalamak kolay değildi: Başarılarına rağmen telaşlı bir hali vardı. O sıra ortalığı saran, eskiden oynadığı açık saçık filmlere dair haberlerden ya da anavatanı Türkiye'de kendini epey yabancı hissetmesinden olabilir. Ama söyleşinin başında kendini "Çok sıcak ve içten. Çocuk gibi. Ya da saflığını kaybetmemiş mi demeli" diye tarif ettirecek kadar samimiydi. "Nasıl bir şey ünlü olmak" sorusuna verdiği yanıttan bile bunu çıkarmak mümkün: "Beni tanımayıp yüz vermeyenler kim olduğumu öğrenince yağ yakmaya başlıyor."

Bugünlerde kendinden daha emin. Telefonla aradığımda bir yönetmen arkadaşıyla görüşmeye gidiyordu. Yakında onu yeni projelerde görebiliriz, ama şimdi başka bir performansla konuşuluyor. Almanya'da yaşayan Sibel Kekilli (31), merakla beklenen sahneleriyle yarın akşam ünlü dizi Game of Thrones'da ekranda.
Türkiye'de cnbc-e'de yayınlanan dizi, Kekilli'nin ününe ün katabilir. Zira 2 bölüm için girdiği Game of Thrones'un başrollerine yükseleceği söyleniyor. Amerikan TV kanalı HBO'da yayınlanan yüksek bütçeli diziye Shae adlı bir fahişeyi canlandırarak dahil olan oyuncunun, son Emmy'de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan cüce oyuncu Peter Dinklage'in oynadığı Tyrion Lannister karakteriyle sevişme sahnesiyle epey gündemde kalmıştı. Gerçi dizinin en ılımlı sevişme sahnelerindendi bu. Ama sonra Kekilli, yönetmen Brian Kirk tarafından ikinci sezona dahil edildi. Hatta koynuna girdiği Lord Tyrion Lannister'ın karısı olacağı da iddia ediliyor.
Tyrion Lannister'ın ise ikinci sezonda kralın sağkolu olması bekleniyor. Kekilli de böylece sarayın yolunu tutabilir. Zira beklentiler, Cüce Lord'un Shae'in sıradan bir fahişe olmadığını fark edip ona karşı ilgisinin artması ve onun sayesinde taht rekabetine girişebilmesi yönünde. Zaten oynadığı rolleri çeşitlendirmek istiyordu. Bir süre önce Emotion adlı kadın dergisine yaptığı açıklamada, Almanya'da doğduğunun ve anadilinin Almanca olduğunun altını çizmiş, "Filmlerde sadece Türk'ü oynamak istemiyorum. Sadece bir toplum için örnek oluşturmak istemiyorum. Öyle olduğu zaman sizi sadece bir kefeye koyuyor ve bir şeyi temsil etmeye zorluyorlar" demişti.
Bu dizi, ailesi Kayseri'den Almanya'ya gitmiş ve orada doğmuş Kekilli'nin kariyerinde gerçek bir dönüm noktası olabilir. Şaka değil, o bir bir Hollywood starına dönüşebilir. Nitekim bu konuda söylediklerine çok dikkat ediyor. Kekilli "İzin almadan diziyle ilgili hiçbir şey söyleyemem" diyor.
KİMLİK KARTI
Doğum tarihi: 1980
Yaşadığı yer: Hamburg
Ödülleri: Duvara Karşı - Lola Ödülleri (2004), Eve Dönüş - Altın Portakal (2006), Yabancı - Lola ve Tribeca Film Festivali (2010)
Read On

Annem, dayak yediğim filmlerde oynamamı istemiyor


Annesinin dayak yediği filmlerde oynamasını istemediği Düzyatan, "Ona sorarsanız efendi filmlerde oynayayım, efendi efendi yaşayayım. Ama hayat böyle değil." diyor.
***
Film projesi sayesinde Türk Hava Kuvvetleri'yle aylarca çalıştınız. Eğitim uçuşlarına katıldınız, havalara uçtunuz. Ayağınız yere değmeye başladı mı?
Çok da bitsin istemedim aslında, keyifli bir süreçti. Çekim aşaması da, pilotlarla geçirdiğimiz vakit de keyifliydi. F-16 uçuşu yaptım, daha ne olsun? Şimdi normal düzenime döndüm.
Rolünüzü oldukça benimsemişsiniz. Pilot olmaya bile niyetlenmişsiniz...
Uzun süredir olan bir niyetti aslında. Daha önce Cessna tipi uçak uçak kullanma şansım olmuştu. Havadayken kontrollerini almıştım. Eğitim alıp amatör olarak uçabiliyorsunuz. Onu uzun süredir istiyorum. Zaman gerektiren bir iş ama benim maalesef öyle bir zamanım yok. Bu yıl işler müsait olursa gitmek istiyorum. Yazın çok zor ama kışın olabilir.
Bir Avuç Deniz filminiz de, Anadolu'nun Kartalları da çok eleştirildi. Bu kadar tartışılmasını neye bağlıyorsunuz?
İki iş birbirinden çok farklıydı ama ikisi de konuşuldu. Bunun farkı çok başka. Böyle bir filmin dünyada üç örneği var. Biri Fransızlara ait (Gökyüzü Savaşçıları, A.H.), biri Top Gun, biri de bu. Bu yüzden konuşulması normal. Konuşulmasaydı, o zaman yaptığımız işte bir sorun vardı diye düşünmeye başlardım. Her gün F-16'ların uçtuğu, pilotların hayatının anlatıldığı bir film izlemiyoruz ne de olsa. Bize hep uzaklar, kendi çevreleri var. Onların hayatını gördük ve konuşuyoruz.
Eleştirmenler biraz farklı konuşuyor. Sizi pek sevmiyor olabilirler mi?
Allah onları... (Gülüyor) Onları kim sevsin. Öyle demeyelim. Valla hiç böyle düşünmemiştim. Olabilir bak. İnşallah değildir. Zaten ben Türkiye'deki eleştiri mekanizmasının doğru işlediğini düşünmüyorum. Üç sinema filmi izleyen, dördüncü gün eleştirmen olabiliyor. Soruyorum: Neye göre eleştirmen oldunuz? Ben de bin tane film izledim, sinema eleştirmeni miyim şimdi? Eleştirmek sadece kötüleri söylemek değildir. Her şeyiyle hakkını vermek gerekiyor. Bu film zor şartlarda çekildi, büyük bütçeler harcandı. İlk önce bu saygıyı göstermek gerekiyor.
Şapkanızı önünüze alıp nerede yanlış yaptım diye de düşünmüşsünüzdür ama!
Yaptığım işten memnunum açıkçası. Daha iyi oynanabilir miydi, evet oynanabilirdi. Her rol daha iyi oynanabilir ama ben performansımdan memnunum. Asker arkadaşlarım, 'altından kalkmışsın' dediler. Bizde de binbaşı böyle olur, diyen çok oldu. Amaç buydu. Benim için yeterli. Ben birine oyunculuk dersi verdiğimde en fazla yapamadın, derim. Ama o yanlış yapsa ölür. Özellikle buna dikkat ederek çalıştım.
Filmde şakır şakır İngilizce konuşuyorsunuz. Yurtdışına açılacak kadar var mı?
Fena değil. İngilizce tekst verildiği zaman oynayabilirim. Günlük hayatta birileriyle sanat tartışacak kadar yok İngilizcem.
***
Elbiselerime iki oda ayırdım
Engin Altan Düzyatan deyince akıllara yakışıklı adam fotoğrafı geliyor. Oyunculuğunuzdan çok, dış görünüşünüzün konuşulması sizi rahatsız etmiyor mu?
(Gülüyor) Yaptığım iş estetik bir iş. Sanatın her dalında estetik ön planda. Özellikle sahne sanatlarıyla uğraşıyor, göz önünde oluyorsanız estetiğe ihtiyaç duyuyorsunuz. Benim oynadığım roller için bir avantaj. Bunun için Allah'a teşekkür ediyorum.
Aynanın karşısına geçip 'Ulan ne yakışıklı adamım!' dediğiniz oluyor mu?
Yok. Yakışıklı adamım demiyorum ama geyik yapıyorum arada. 'Fena da sayılmam' diyorum. Kendimden memnunum açıkçası. Allah'ım keşke biraz çirkin olsaydım, daha karizmatik olurdum, derdi yok. Prens gibi bir adamım, ukalalığım da yok.
Kılık kıyafetinizinde dış görünüşünüzün etkisi büyük. Her an podyuma çıkacakmış görüntünüz var.
İnsanın kendisine saygısıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. İnsan, etrafındakiler için değil, kendisi için giyinir. Ben de öyle yapıyorum. İstanbul beyefendilerini, hanımefendilerini incelerseniz, sürekli şıklar. Bunu başkaları için değil, kendileri için yapıyorlar. Benim yaptığım iş itibarıyla sokakta görünce örnek alıyorlar. Üstüm başım özensiz sokağa çıkınca kendimi rahat hissetmiyorum. Sürekli kot şıklığı yaşıyorum, kumaş pantolan değil. Spor giyinmek hoşuma gidiyor.
Gardırobunuz TIR gibi o zaman.
Fena sayılmaz. İki oda ayırdım. Yatak odamın dışında bir oda daha var. Normal bir insandan biraz daha fazla. Montlara ve ayakkabılara tutkuluyum.
Bin ayakkabı mıydı?
Yok ya. O kadar değil. Ben sayı vermem. Ürdün prensesiyle karıştırıyor olmayasınız. O kadar param da yok.
En büyük gideriniz kıyafetlere mi?
Öyle. İki gün art arda aynı kazağı giyemiyorum. İki röportaja üst üste aynı kostümlerle gidilmez. Mecbursunuz biraz da. Yaptığımız işin yan etkileri. Futbolcunun 10 şortu, tişörtü var, benim ki de öyle. İki gece üst üste aynı elbiseyle sokağa çıkayım, hemen yazarlar. Engin Altan dün gece nerede kaldı? Bu benim işimin gereği.
Hatırlamam gereken yalanları söylemiyorum
Kolay yalan söylerim demişsiniz. En son ne zaman yalan söylediniz?
Herkes kolay yalan söyler. İsteyin şimdi söyleyeyim. Günümüzde herkes çok kolay yalan söylüyor bence. Eskiden daha kolaydı yalanı anlamak, gözlerini kaçırır, ceketinin düğmesiyle oynardı. Şimdi hiç öyle şeyler yok. Söylediğiniz yalan da önemli. Evden çıkmak istemiyorum mesela. Çıkmak istemiyorum dışarı deyince kırılıyorlar, bende 'abi hastayım' diyorum. Bunu rahat söylüyorum.
Her şeye çabuk inandığınızı da biliyoruz. Kendi yalanınıza inanmayın sonra?
(Gülüşmeler) İnanabilirim. "Hastayım... Ah omuzun ağırıyor!" Hatırlamam gereken yalanlar söylemiyorum. Adam soruyor, ne iş yapıyorsun? Oyuncuyum desen nerede, ne oynuyorsun? Konuşmak istemiyorsan 'marangozum abi' bitti. Abi nasıl ağaç kesiyorsun diye mi soracak?
En azından anne-babaya söylemeyin.
Onlara yalan söyleyeceğim bir şeyin içine girmem. Anneme söyledim ama. Motor almamı asla istemez. Aldım, Midyat'a götürdüm, ilk üç ay söylemedim. Ablama söyledim, o da anneme söylemiş. Aldı beni karşısına: "Sen motor mu aldın? –Hayır almadım." Bu yalan en fazla ne kadar sürer ki! Hatırlamanız gereken yalanlar söylüyorsanız hemen psikoloğa görünmeniz lazım. Allah korusun böyle bir duruma düşmeyelim.
Motor merakı, uçak merakı, araba merakı.
Ona kısaca adrenalin merakı diyelim. Bundan keyif alıyorum, yaşadığımı hissediyorum. Arabayı hızdan dolayı seviyorum. Sokak arasında 120 hızla gitmiyorum tabii. Serbest atlayış yapıyorum, kayak yapıyorum... Öyle işte.
Desenize annenizin yüreği hep ağzında?
Her şeyden korkuyor. Söylesem hiçbirini yapamam. Anneme sorarsanız yumruk yediğim filmlerde bile oynamamam lazım. (Taklidini yapıyor) Aynen şöyle: "Ayyy bak, tüh gözün orada şey olmuş. Olacak şey mi? Yazık, yazık!" Ona sorarsanız efendi filmlerde oynayayım, efendi efendi yaşayayım. Hayat böyle değil ama.
***
Bende şeytan tüyü var
Engin Altan'ın bu kadar sevilmesindeki bir sebep de ekranda saygılı oluşu, oturup kalkmasını bilmesi. Hep böyle miydi yoksa?
Hep böyleydi. Ben ailemden böyle bir terbiye aldım. Olması gereken insan tavrı da bu diye düşünüyorum. Kimseye saygılı olmak için bir şey yapmıyorum, kimsenin önünde el pençe divan durmuyorum. İnsan ilişkilerinin yolu bu. Öyle olmayanlar olduğu için belki ben daha kibar ve saygılı görünüyorum.
Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Klasik bir Türk ailesi. Bizim evde akşam yemeklerinde herkes aynı saatte oturmak zorundaydı. Sözlü kuraldı. Gelemeyeceğin zaman haber verirdin. O da çok önemli bir işin varsa. Pazar sabah kahvaltılar beraber yapılır. Babama zaman zaman siz diye hitap ediyorum. Bu aramızdaki mesafeden kaynaklı bir şey değil. Sen demeye çekiniyorum.
Sözsüz bir anayasa var gibi evinizde.
Yok aslında. Hiyerarşik yapı var. Üç kardeşiz. Abim, yapının önemli adamıdır. Babam çok konuşmaz ama farklı yerdedir. Ablam başka, annem başka.
Küçük olmanın avantajlarını kullandınız mı?
Kullandım... Yaramaz bir çocuktum. Şirin olduğum için yaramazlıklarıma göz yumuluyordu. Şeytan tüyü var bende.
Read On

Ayşe Şule Bilgiç'in Pepee'si çalıntı mı?


Kıraç’ın karısı oyuncu Ayşe Şule Bilgiç fena yakalandı. Bu güçlü iddiayı ise Sabah yazarı Mevlüt Tezel ortaya attı. İşte o yazı...

Aslında yazmayacaktım...
Ekrana yansıyanların hemen hemen yarısı yabancılardan kopyalama-yapıştırma ya da fazlaca esinlenme olduğu için ’Pepee’ yazmaya bile değmezdi...
Ta ki, Dipnot’ta şu yazıyı okuyana kadar: "Çocuklar ’Pepee’yi çok seviyor... Üstelik ’Pepee’ yabancı da değil.
Onun İspanyol, Fransız ya da İngiliz bir çizgi film kahramanı olduğunu düşünenler yanılıyor.
Yaratıcısı hepimizin yakından tanıdığı bir isim: Gazeteci, oyuncu, aynı zamanda da sanatçı, Kıraç’ın da eşi olan Ayşe Şule Bilgiç."

DEDESİ NİNESİ BİZDEN AMA...
Hem kopyanın kralını çek hem de büyük yaratıcılık payesi kazan.
Yoo, bu kadarı da fazla!
Sevgili Dipnot editörleri, aranızda çocuk büyüten yok galiba. ’Pepee’yi bir de bana sorun.
Bende iki küçük çocuk olduğu için çocuk kanallarını izlerim. Şu İspanyol çizgi kahraman ’Pocoyo’ var ya, ’Pepee’nin ikiz kardeşi...
Muhtemelen Şule Hanım, kariyeri cover yapmaktan ibaret, ’kopyalayapıştır’ın efendisi eşi Kıraç’ın izinden gitmiş!
Evet, ’Pepee’ Trakya karşılaması oynuyor, dedesi- ninesi bizden ama asıl önemli olan orijinali...

VALLAHİ AYIP!
İddia ediyorum; liseli bir gence, "Al şu ’Pocoyo’yu bizden bir velet yap" deseler aynı değişiklikleri yapardı.
Ama önemli olan konsepti yaratmaktır. Onu da sağ olsunlar, İspanyol arkadaşlar yapmış...
Bizimkiler ise fili, zürafa yapmışlar, ’Pocoyo’nun şapkasını değiştirmişler...
Lakin dış ses aynı.
Tıpkı ’Pocoyo’da olduğu gibi bir yetişkin ’Pepee’ ile konuşuyor, ona sayı saymayı, kardeşini sevmeyi vs. öğretiyor.
Ama orijinali o kadar güzel ki, kopya çekerken gizleyememişler. ’Pepee’nin konuşma tarzı, ses tonlaması bile aynı.
Tabii ’Pocoyo’dan ’Pepee’ ismini üretmeleri de güzel! Bari Ali, Veli, Cin Ali deseydiniz...
Hem neredeyse aynısını yap sonra da senden büyük yaratıcı diye bahsetsinler; hem de bu işi ticarete dök, dergisini falan çıkar.
Ayıp ya... Vallahi ayıp!
Read On

Ece Şakar eşini emniyete şikayet etti.


Oyuncu Ece Şakar, polise başvurarak kendisini darp ettiğini ileri sürdüğü Avustralyalı aşçı eşi Michael Peter Muir'den şikâyetçi oldu

Ece Şakar, Ocak'ta evlendiği eşi için "5 bin TL'lik tektaş yüzüğümü istedim. Yüzüğümü vermemek için bana saldırdı. Beni darp etti. Yastık ile boğmaya çalıştı" dedi.

Polise ifade veren Michael Peter Muir ise yüzüğü almadığını söyleyerek, "Darp olayı doğru değildir. Dışarı çıkmama izin vermedi. İşe gitmek zorunda olduğumdan eşimi kenarı iterek dışarı çıktım. Yüzüğü de en son 1 ay önce gördüm. Ben de eşimden şikâyetçiyim" diye kendini savundu
Read On

Başörtülü bir kadın moda programına çıkmalı mı?


Jüri üyelerinin ’tesettür’ün ne olduğuyla ilgili yorumları ise en az yarışmacıların tavırları kadar ilginçti.
Bu elbette kişisel bir tercih. Her koyun kendi bacağından asılacağı için ’podyuma çıkmalı mı, çıkmamalı mı?" gibi bir soruyu tartışmaya açmaya niyetimiz yok. Ancak şu bir gerçek ki, başörtülü genç bir kız moda programında podyuma çıkarsa, tesettürün gereklerine uygun giyinmezse ya da bir çay bahçesinde rahat tavırlar içinde görülürse fatura bütün başörtülü kadınlara kesiliyor: "Bak bu başörtülüler de böyle. Bunlar gibi Müslüman olacaksam hiç gerek yok, Allah kalplere bakar." gibi cümleler gırla gidiyor. İslam’ı tanımak ve anlamak istemeyenler, üşengeçliklerine maalesef bazılarının yaptıkları hatalar üzerinden bahane bulabiliyor. Ancak bu bahanelerin mantar gibi üremesine sebebiyet vermek de basit bir durum değil. Eğer örtünmek hayatınızda özel bir yer teşkil ediyorsa, o zaman konuşurken, oturup kalkarken iki kere düşünmeniz lazım.
Tüm bunları son zamanlarda popüler olan moda programlarından birinde başörtülü genç kızlara rastlayınca dile getirmek istedim. Eminim podyumda başörtülü görmek pek çok insan için de şaşırtıcı olmuştur. Dahası merak uyandırmış olmalı. Örneğin jüri nasıl yorum yapacak? Yarışmacı ne diyecek? Kıyafetlerini nasıl seçecek, hangi mağazaları tercih edecek? Renk uyumları, abartılı detaylar, fırfırlar, şifonlar, önü açık ayakkabılar, pembe babetler vs. Bakalım neler olacak?
Ünlülerin modacısı olarak tanınan Nur Yerlitaş, ikoncanların bir numaralı ismi İvana Sert, kendini her fırsatta terzi yamağı olarak tanıtan Barbaros Şansal’ın başörtülü hanımefendilere yaptıkları eleştiriler diğer yarışmacılarla kıyaslanınca oldukça pozitif sayılırdı. Onlardan sivri dilini esirgemeyen jüri, başörtülü yarışmacıları daha naif bir perdeden eleştirdi. Doğrusu bu tavırlar karşısında herkes pek hoşnut kalmış. Bana göre bu tavrın altında gizli bir üst perde dil var. Neden böyle kırmadan yorum yapmaya çalıştıklarını anlamak çok zor değil. ’Dur bakalım, moda neymiş şimdi size öğretelim, önce A harfinden başlayalım kızım’ mantığı ile hareket ettiler.
Diğer yarışmacıların ’hayır benim tarzım bu’ gibi kendini savunma refleksleri başörtülü yarışmacılarda neredeyse yok. Aksine ’ben de bu pantolonu nasıl giysem diye size soracaktım, fikirleriniz benim için çok değerli’ tarzı bir talebe edası takınmış durumdalar.
"Gerçek tesettür işte böyledir!?"
Nur Yerlitaş’ın ’İşte böyle kapalı olunur!" yorumu karşısında ne düşüneceğimi bilemedim. Barbaros Şansal’ın yarışmacılardan birinin bluzunu eleştirirken kullandığı "Ben teknik terziyim bu kıyafet senin bütün vücut hatlarını gereğinden fazla öne çıkarıyor." cümlesi yarışmacı için beklenmedik bir durumdu. Gerçekten teknik terzi olduğu için mi böyle bir yorum yaptı, yoksa örtünmenin böyle dar kıyafetlerle olmayacağını mı anlatmaya çalıştı? ’Senin üzerine vazife değil’ diyesim var ama ona böyle cümleler kurması için cesaret veren de kabahat.
Başka bir yarışmacının iğne takmadan serbestçe takılmış şal eşarbı en çok beğenilen parçalardan biriydi. İvana Sert o kadar beğendi ki, ’bunu ben bile kullanabilirim’ dedi. Başörtüsü, kolye, yüzük gibi bu kadar çok basitleştirilip aksesuara dönüştürülürse ’siyasi simge’ olarak algılanması normal olmaz mı? Oysa örtüyü bir insana, ne siyasi otorite, ne de başka bir şey taktırır. İnsan ancak kendi isterse örtünür. Zorla örtünen de en nihayetinde bir gün sıyrılıp kurtulur bu durumdan. "Gerçek tesettür işte böyledir" yorumu yapan Barbaros Şansal’a yarışmacının ’evet öyle’ demesi ise nutkumun tutulduğu son noktaydı. Aslında genç kızların niyeti kötü değil. Dizilerle toplumsal değerlerimizi devşiren medya, başörtüsünü moda olarak devşirmek için bu kızları kullanıyor.
Yarışmanın en komik tarafı ise başarılı bulunan başörtülü yarışmacıların ’umarız örnek olursun, burada birçok tesettürlü hanımefendiyi temsil ediyorsun çok büyük sorumluluğa sahipsin.’ diye pohpohlamaları idi. Kime ne gibi bir örnek olmaları gerekiyor? Kim kimi temsil ediyor? İnsanların kişisel tercihleri kendi özgür dairesidir, fakat birilerinin televizyona çıkmış, bir kimlik üzerinden büyük bir kitleye ders vermeye çalışması tam bir ironi. Yarışmacının ’bu benim tercihim, kimseye model olmak gibi bir yükün altına giremem’ demesini bekledim. Fakat, jüri ne dese başını sallayan hanımefendilerden böyle bir tavır göremedim.
***
Başörtülerde desen bunalımı
Başörtüsü konusunda alternatif arttıkça desen konusu giderek daha çok dikkat çekiyor. Bazı desenler insanda bir nevresimin başörtüsüne dönüştüğü hissi uyandırıyor. Renkler ayrı bir dert. Bu kadar canlı ve parlak rengi bir başörtüde görmek itici olabiliyor. Başörtüler adeta bir kabareyi andırıyor. Sanki daha renkli olursa daha güzel olacak gibi. Boyama kitabı gibi başörtüler kullanmak, ne kadar zarif ve ölçülü olsa da sırıtan bir görüntüye sebep oluyor. Bu konuda aslında siyasetçi eşleri örnek alınabilir. Emine Erdoğan bir stil danışmanı ile çalışmaya başladığında danışmanın ilk işi, renkli örtüleri katlayıp kaldırmak olmuştu. Zira fazla renk ifadenin bütünlüğünü bozan bir şey. Asıl absürt durum ise yabancı tasarımcılar tarafından hazırlanmış eşarpların takılması. Aslanlı, kaplanlı vamp desenler açıkçası örtünen bir hanımda ironik duruyor. O eşarplar zaten başörtüsü olmak için tasarlanmadı. Keşke bu konuda ısrarcı olmayı bıraksak. Ama marka sevdası bazı hanımları o kadar sarmış durumda ki komik olsalar da aynada bunu göremiyorlar.
Read On

2011'in en seksi kadın ve erkekleri

2011'in en seksi kadın ve erkekleri

















Read On

Nadide Sultan'ın Sevgilisi

ÜNLÜ şarkıcı Nadide Sultan genç sevgilisi ile önceki gün A Plus Ataköy’ de alışveriş turundaydı. Sevgilisinin ismini vermek istemeyen Nadide Sultan, objektifleri görünce önce tedirgin oldu ancak daha sonra gülümseyerek poz vermeyi ihmal etmedi. İkili alışverişin ardından alışveriş merkezinde kahve keyfi yapıp, sohbet ettiler.
Read On

Doğuş Twitter a Soyundu.

Hilal Cebeci ve Esra-Ceyda kardeşlerin ardından, şimdi de Doğuş, Twitter'da soyunanlar kervanına katıldı. Fotoğrafının büyük tepki alması üzerine açıklama yapan Doğuş, Twitter hesabına "Bir çiceğin bu kadar tepki alacağını tahmin etmemiştim :) Arkadaşlarla doğruluk mu cesaret mi oynuyorduk.. Ben cesareti seçtim..." yazdı.
Read On

Gülben ERGEN ve Seren SERENGİL Yine Kapıştı.

Araları bir türlü düzelmeyen her fırsatta birbirlerine yaf yetiştiren Gülben Ergen ile Seren Serengil bu sefer twitter ile başladılar birbirlerine sataşmaya.
Gülben Ergen'in Kurban Bayramı'nda Kıbrıs'a aynı uçakla gittiği Sibel Can'ı görmezden gelmesiyle başlayan polemik Seren Serengil'e de sıçradı. Ergen'in Sibel Can için sarfettiği, 'Ben her zaman önde otururum. Bir numara benim. Herkes arkamda oturur' sözlerine, kayıtsız kalamayan
Serengil, 'Acaba sen Sibel Can'ın hizmetçisi olabilir misin? Cornflakes'e 'korn filikis' diyen kıro. Birinci sırada o koca totonla otursan ne olur? Sınıfın 5... Benim rahmetli köpeğim Tiny meğer ne büyük adammış! 12 yıldır önde oturuyordu.
Bir kere bile 'En büyüğüm' demedi' şekilnde bir tweet attı. Ergen'in, Serengil'e yanıtı ağır oldu: Aynı köpek yıllardır sürekli uluyorsa, duymuyor kulak! Bir diyen olursa, 'bu ulumaya başladı' diye, gülümsüyor insan. Ulur, ulur susar.
Seren Serengil, bu ağır sözler üzerine ise şu tweet'i attı: Köpekmişim! Yaz sen oralara daha... Üsluba bak! Geldiğin yer belli işte; Sacit Aslan'a, Canan Yaka'ya, plak şirketlerine götürdüğüm zavallı kız... Allah'a şükür, kimsenin kocasına bakmadım. Menfaat karşılığı teknelere gitmedim, evliyken eski sevgilimle buluşmadım, 'ahlaksız' denmedi arkamdan. Az mı çantasını taşıdın, az mı yatağında yattın, az mı elbisesini giydin, az mı sevgilisine otele gittin o köpeğin sen... Haklısın, bende köpeklik..
Read On

Ne Yaptın Sen Cemile - Öyle Bir Geçer Zaman Ki

Öyle bir geçer zaman ki dizisinde Cemile Karakterini canlandıran Ayça Bingöl kameralar karşısında öyle bir sahne oynadı ki günlerce kendinden söz ettireceğe benziyor.
Yönetmenliğini Şefik Gören in yaptığı "Ay Büyürken Uyuyamam" filminde Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde Cemile karakterini canlandıran Ayça bingöl dışında Hazal Kaya ve Fırat Çelik te oynuyor. Cemilenin sevişme sahneleri daha şimdiden büyük yankı uyandırdı. 9 Aralıkta vizyona girmesi beklenen "Ay Büyürken Uyuyamam" filminin fragmanı bugün yayına sunuldu.
 Öyle Bir Geçer Zaman Ki karakteri Cemile filimde 'Aldatıyor Kızları Delikanlı Cilası' adlı bir türküyü de seslendiriyor.
Read On

Ece Erken - Demet Akalım Kavga Bitmiyor

Demet Akalın yazın cep telefonu mesajı ile kendisine hakaret ettiğini öne sürdüğü Ece ERKEN ile barışmayacağını belirtti.
Demet AKALIN kendisinde yaşça çüçük olan sevgilisi okan KURT ile birlikte kameralara takıldı. The House cafe de birlikte görüntülenen Demek AKALIN - Okan KURT birlikte çok sıcak görüntüler verdiler. Basın mesuplarının sorularına cevap veren Demet AKALIN Ece ERKEN ile mahkemelik olduklarını ve asla onu affetmeyeceğini belirtti.
Read On