Barcelona’yı anlatmanın o kadar çok yolu var ki... Merak etmeyin, Vicky Christina Barcelona filminden bahsetmeyeceğim. Ama Almodovar’ın Annem Hakkında Her Şey filmini düşünüp, Manuela’nın arkadaşlarından da kaçarak terk ettiği Barcelona’nın karanlık sokaklarını, güvenli diye sığındığı Madrid’den yeniden bir kaçışla geri döndüğü ışıltılı Barcelona sahnesini anlatabilirim. Ya da art nouveau’nun İspanya’daki öncüsü, 1926’da tramvayın altında kalarak ölen Antoni Gaudi’nin peşine takılıp keşfederim şehri. Adı “kutsal aile” anlamına gelen, Gaudi’nin erken gidişiyle inşası yarım kalan La Sagrada Familia bazilikasıyla yüzleşirim (Barcelonalıların sembolik yardımlarıyla yapımı devam ediyor). Ünlü mimarın Güell Ailesi için yaptığı Güell pavilyonu, sarayı ve tuhaf oyun parkı Park Güell de listemde.
GAUDI’NİN EŞSİZ ESERLERİ
Park Güell’de merdivenli yoldan tırmanıp meydana çıkar ve Barcelona kıyılarını seyre dalardım. Manzaramın kadrajına liman, La Sagrada Familia, Nou Camp Stadı ve şehrin ızgara şekilli şehir planı yerleşirdi. Park Güell mozaik heykelleriyle dünyanın en güzel parklarından. Casa Milla’nın muhteşem bacaları ve iç tasarımı da görülmeye değer. “Barcelona Gaudi’nin eşsiz eserlerinin etrafına dizilmiştir” desek abartmış olmayız. Aşırı milliyetçi bir Katalan olan Gaudi, yasak olduğu dönemde Katalanca konuştuğu için tutuklanmıştı. Hazır bu konuya girmişken; Katalan halkına göre, Katalan bir asilzade tarafından kurulan Barcelona İspanyol değildir, Katalandır. Şehrin futbol takımı FC Barcelona da Katalan milli takımı gibidir. Sanat tutkunuysanız eğer, “Müzeleri keşfedeyim” derken şehri de geziverirsiniz. Dümdüz, yürünesi bir şehir zaten Barcelona. Museu D’Art Contemporani de Barcelona, Museu Nacional D’Art de Catalunya, Museu Picasso, Art Santa Monica ve şahane sanat kitaplarının satıldığı LoringArt’ta sanata doyarsınız. Plansız bir Barcelona gezisi mi niyetiniz? O halde takın kulaklıklarınızı, açın müziğin sesini, vurun kendinizi sokaklara. Alan Parsons Project’in Gaudi’ye ithaf ettiği Gaudi albümünü dinleyebilirsiniz; La Sagrada Familia harika bir yürüyüş şarkısı. Ya da İspanyol flamenko yıldızı Diego El Cigala ile Kübalı ünlü caz piyanisti Bebo Valdes’in albümü Lagrimas Negras’ı dinleyin. Alberto Iglesias’ın film müzikleri de harika yol arkadaşıdır; Pedro Almodovar’ın kadınları dolaşır etrafınızda. Veya ünlü Barcelonalı soprano Monserrat Cabballe’nin sesinden operaları dinleyin, hatta Freddie Mercury ile unutulmaz Barcelona düetiyle kaybolun şehirde. Aslında kaybolmazsınız, zira her yol La Rambla’ya çıkar Barcelona’da.
7 Portes’te ünlüleri görün
* Tapas barlardaki hareketlilik heyecan verici. La Rambla Catalunya’daki Taller Tapas’ın zengin bir şampanya ve şarap koleksiyonu var.
* Las Rambla Caddesi’ndeki La Boqueria, İstanbul’daki Balık Pazarı’nı çağrıştıran bir pazar. İçinde lezzetli köfte ve balıklar yiyebileceğiniz küçük tapas barlar var. Catalunya Meydanı manzaralı La Farga şık bir restoran, fiyatları uygun.
* Catalunya Caddesi’ndeki La Tramonia “enerjik” bir tapas bar ve brasserie. Camembert peynirli kroketler ile tavuk kroketleri çok lezzetli.
*1836 yılından beri hizmet veren 7 Portes, şehrin en önemli restoranlarından. Pele, Pedro Almodovar, Joan Miro, Woddy Allen, Antonio Banderas, 7 Portes’in müşterileri arasında. Özellikle paella’ların tadına bakın. İspanya’da her restoranda yiyebileceğiniz paella, özel tavada pişen bir çeşit pilav.
Şehrin yeni cazibe merkezi
Born El Born ya da yerel adıyla Born, sanat galerileri, tasarım atölyeleri, şık restoranları ve son moda gece kulüpleriyle şehrin yeni çekim merkezi. Sürpriz konserler ve oldukça ucuz olan içkilerle kalabalık gruplar halinde sokaklarda eğlenebilirsiniz. Rendez Vous al Born, küçük ve samimi ortamıyla gecenize renk katacak bir bar. Geceyi buranın leziz krepleriyle bitirmenizi tavsiye ederim. Bar Lobo, şehrin şu sıralar gözde barlarından. Pintor Fortuny ve Hotel Omm’un içindeki Ristorante Moo barıyla ilgi çekici.
Ateşli Akdenizli
By -
Aralık 12, 2010
0
